|
Tweet |
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "SDG'nin terör unsurlarından ayrıştırılarak Suriye Ordusu'na entegrasyonu, ayrılıkçı ve ademi merkeziyetçi söylemi terk etmesi, merkezi otoriteye bağlanması, ayrıca sahada paralel güvenlik yapılarının kesinlikle ortadan kaldırılması gerekmektedir" dedi.
Yaşar Güler, 2025 yılı değerlendirme toplantısında, basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.
Gündeme ilişkin değerlendirmeleri paylaşan ve gazetecilerin sorularını yanıtlayana Güler, süreç hakkında da konuştu.
İlk olarak süreç ile ilgili konuşan Güler, "Halihazırda süreci ilgili kurumlarımızla koordineli olarak temkinli ve akılcı bir yaklaşımla yönetiyor çalışmalarımızı köklü devlet geleneğimizden aldığımız sorumlulukla tam bir hassasiyetle yürütüyoruz" dedi.
PKK'nin fesih kararının ardından yaşananlar hakkında bilgi veren Güler, şunları söyledi:
"Terör örgütünün fesih kararı sonrası teslim olan terörist sayısında artış olduğunu da izliyoruz. Yıl başından bugüne kadar 105 PKK'lı fesih kararından itibaren ise 69 PKK'lı terörist teslim olmuştur. Sınırlarımızda ve ötesinde arazi arama-tarama mağara sığınak barınak ile mayın ve el yapımı patlayıcı tespit ve imha çalışmalarımız devam ediyor. Nihai hedefimiz 86 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır.
"OLDUBİTTİYE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ"
Başta PKK/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına farklı adlar altında faaliyet göstermesine kısacası hiçbir terör oluşumuna ve oldubittiye müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak isterim. Terörü ve teröristi kullanarak jeopolitik dizayn girişimlerini terörü aparat yapmak isteyen ve bölge barışını hedef alanları görüyor ve biliyoruz. Bu süreçte TSK olarak meydana gelebilecek her türlü gelişme karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini en üst seviyede korumaya devam edeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır."
"PARALEL GÜVENLİK YAPILARI ORTADAN KALDIRILMALI"
Güler, "Suriye'de istikrar ve güvenliğin sağlanması ve mücadele edilmesinin milli güvenlik açısından hayati önemde olduğunu" ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Uzun süren acıların ardından barış içinde yaşama ve uluslararası toplumla yeniden bütünleşme yolunda önemli bir eşiğe gelen Suriye ile yakın temas güçlü koordinasyon ve yapıcı bir iş birliği içerisindeyiz. İki ülke arasında imzalanan Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası çerçevesinde başta terörle mücadele olmak üzere Suriye ordusunun savunma kapasitesinin artırılması teşkilat yapısının geliştirilmesi modernizasyonu ve personel eğitimi gibi alanlarda katkılarımızı sürdürüyoruz.
Suriye'de 'Tek Devlet ve Tek Ordu' ilkesi çerçevesinde hazırlanan ve SDG ile Suriye yönetimi arasında 10 Mart tarihinde imzalanan mutabakat, hâlihazırda sahada karşılığını bulmamış ve somut adımlarla desteklenmemiştir. Açıkça vurgulamak isteriz ki, entegrasyon süreci, belirsiz ve ucu açık ifadeler ile değil, net tarihli, bağlayıcı ve uygulanabilir bir yol haritası ile yürütülmek zorundadır. Bu bağlamda, SDG'nin terör unsurlarından ayrıştırılarak Suriye Ordusu'na entegrasyonu, ayrılıkçı ve ademi merkeziyetçi söylemi terk etmesi, merkezi otoriteye bağlanması, ayrıca sahada paralel güvenlik yapılarının kesinlikle ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu çerçevede Türkiye olarak, süreci en başından itibaren çok yakından ve titizlikle takip ediyoruz.
İSRAİL VE SURİYE DEĞERLENDİRMESİ
Diğer yandan İsrail'in son dönemde benimsediği, şüpheci güvenlik anlayışına dayalı, Suriye Hükümeti aleyhine devlet dışı aktörleri kışkırtıcı ve orantısız güç kullanan yaklaşımı, bölgede zaten kırılgan olan dengeleri daha da zedelemekte ve istikrarsızlığı derinleştirmektedir. İsrail'in nefret dili kullanarak Türkiye'yi bölge için tehdit gösteren açıklamalarının aksine Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde, istikrarın korunmasına ve terörle mücadele hedefine odaklanmıştır.
Buna karşın, İsrail’in sürdürdüğü istikrarsızlaştırıcı askeri tutum ve oluşturmak istediği Suriye, Türkiye’nin de doğrudan millî güvenliğini etkileyen bir tehdit alanı oluşturmaktadır. İsrail, kendi güvenliğine ilişkin hassasiyetlerini Suriye’ye saldırarak, onu istikrarsızlaştırarak çözemeyeceğini idrak etmeli; Suriye'nin yeni yönetimiyle iş birliği temelinde, iyi komşuluk ve mütekabiliyet prensiplerine uygun olarak ilişki kurmalıdır."
"TSK HİÇ KİMSE İÇİN TEHDİT DEĞİLDİR"
TSK'nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine değinen Güler, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Yunanistan ile aramızdaki sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi Ege Denizi'nin bir barış ve iş birliği alanına dönüşmesi yönündeki samimi çabalarımız uzun süredir devam etmektedir. Gelinen nokta Ege'deki gerginliğin karşılıklı anlayış ve diyalogla yönetilebileceğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte Yunanistan'ın bölgede zaman zaman gündeme getirdiği tek taraflı girişimlere karşı da gerekli diplomatik adımlar atılmakta uluslararası hukuk temelinde ve mütekabiliyet esasıyla her türlü tedbir tavizsiz şekilde hayata geçirilmektedir.
Zaman zaman iki ülkenin liderleri tarafından ortaya konan yapıcı çalışmaları sekteye uğratmaya yönelik eylem ve söylemlerle karşılaşıyoruz. Türk ve Yunan halkları arasına fitne sokmak suretiyle siyasi kariyer yapma çabası içinde olanlar tehdit paranoyasından kurtulmalı süreci baltalamaktan vazgeçmelidirler. TSK, kendisine tehdit oluşturmayan hiç kimse için tehdit değildir. Ancak ülkemize yönelebilecek her türlü tehdidi bertaraf edecek güç ve kararlılıktadır."
"KIBRIS TÜRKLERİNİN İKİ DEVLETLİ EŞİT STATÜSÜNÜN TANINMASI"
Güler, Kuzey Kıbrıs hakkında "Bu doğrultuda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) hak ve menfaatlerini de aynı hassasiyetle savunuyoruz. Ada’da adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün yegane yolu Kıbrıs Türklerinin iki devletli eşit, egemen ve eşit uluslararası statüsünün tanınması olduğu gerçeğini uluslararası platformlarda tüm muhataplarımıza açık ve net şekilde ifade ediyoruz" dedi.
Güler sözlerini, "Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) bölge içinden veya dışından aktörlerle geliştirmeye çalıştığı askeri ve siyasi iş birlikleri ile silahlanma faaliyetlerinin Ada'daki barış ortamına hizmet etmediği aksine gerginliği tırmandırdığı da açıktır. Anavatan ve garantör ülke olarak Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve menfaatlerini korumak için her türlü askeri ve siyasi tedbiri alma kararlılığı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tamdır" ifadeleriyle sürdürdü.
"KALICI BARIŞIN GEREKTİĞİNİ GÖSTERİYOR"
Güler, "Yakın zamanda münhasır ekonomik bölgemizde yaşanan olaylar ve 15 Aralık'ta düşürülen İHA Karadeniz'deki güvenlik karmaşasını minimize etsek dahi istikrarlı ve güvenli bir ortam için kalıcı barışın sağlanması gerektiğini de bizlere göstermektedir. Öte yandan bugün Gazze ve Ukrayna dahil nerede bir barış güvenlik ve istikrar ihtiyacı doğsa akla ilk olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelmesi ordumuzun etkinlik caydırıcılık ve saygınlığının en önemli göstergesidir" dedi.
"BİZİM HER TÜRLÜ GELİŞMEYE KARŞI PLANLARIMIZ HAZIR"
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, açıklamalarının ardından basın temsilcilerinin sorularını yanıtladı. SDG'nin Şam'a entegrasyonu süreciyle ilgili soru üzerine, Suriye'deki olayların gelişimini dikkatle takip ettiklerini dile getiren Güler, "Başından itibaren duruşumuzu belirledik ve bunda da herhangi bir geri adım atılması söz konusu değil" dedi.
Güler, "Suriye'de yeni bir hükümet kurulmuştur, yeni bir devlet başkanı vardır, onlara ülkede düzeni sağlamaları için bir süre tanımak gerekir diye düşünüyoruz. Suriye devlet başkanı ülkesindeki bütün grupları kucaklayacağını açıkladı ve buna uydu, uymaya da devam ediyor. Suriyeli yöneticilerle yaptığımız görüşmelerde kendilerinin SDG’nin entegrasyonuna yönelik tutumunu görüyoruz ve anlıyoruz. Bizim her türlü gelişmeye karşı planlarımız hazırdır, ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz, bugüne kadar ne yaptıysak yine aynısını yapmaya gücümüz, kudretimiz vardır" ifadelerini kullandı.
"ABD'NİN DÜŞÜNCELERİ EPEY DEĞİŞTİ"
"ABD ile bu konuda bir görüş ayrılığı olup olmadığı" sorusu üzerine Güler, "SDG'nin entegrasyonu konusunda ABD ile görüşmelerimiz devam ediyor. ABD'nin düşünceleri epey değişti. ABD'li dostlarımız şu anda gerçekleri daha iyi görüyor ve bu konudaki görüş farklılığımız azalıyor. Biz ne istediğimizi açık açık ifade ettik. Bu konudan geri adım yok. Mutlak surette Suriye ordusuna entegre olacaklar. SDG de entegrasyondan bahsediyor ama onların bahsettiği birlik halinde entegrasyon. Birlik olarak değil ferdi olarak entegre olmaları lazım. Aksi halde bunun adı entegrasyon olmaz" değerlendirmesini yaptı.
"YAPILMASI GEREKENİ YAPTIK VE BİTİRDİK"
Güler, "SDG Suriye'ye entegre olmazsa ne olur" sorusuna, "Biz 2016'dan itibaren Suriye'deki harekatlarımızı yaparken, ABD de oradaydı, Rusya da oradaydı ve biz yapılması gerekeni hiç kimseye sormadan yaptık ve bitirdik. Önümüzdeki dönemde de ihtiyaç olursa gerekeni kimseye sormadan yaparız" yanıtını verdi.
TÜRKİYE'DE EĞİTİM ALAN "SURİYELİ ASKERLER"
Güler, sözlerini şööyle sürdürdü:
"Bilindiği üzere Afrin'i kontrol altına aldığımızda; bütün camiler, kiliseler, okullar, teröristlerin karargahı haline gelmişti. Afrin'i terörden temizleyerek tespit ettiğimiz bütün tünelleri imha ettik. Bölgenin en büyük barajı Afrin'in kuzeyinde olmasına rağmen halk susuz bırakılmıştı. Orayı güvenli ve yaşanabilir bir hale getirdik. Terör örgütünün Rakka ve Deyrizor'daki devam eden tünel kazma faaliyetlerini de yakından takip ediyoruz."
Güler, Suriye'ye verilen eğitim desteğiyle ilgili, "Eğitimlerine Türkiye'de başladık ve devam ediyoruz. Suriye'nin terörle mücadelesine yardımcı olmamız gerektiğini düşünüyoruz ve çalışmalarımızı da bu yönde sürdürüyoruz" diye konuştu.
"BU SÜREÇTE NE OLUP BİTTİĞİNİN FARKINDA"
Güler, ayrıca süreç ile ilgili soruya da yanıt verdi. Yapılmakta olan faaliyetleri "akılcı bulduklarını ve sürecin istenen şekilde sonuçlanması için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini, göstermeye devam ettiklerini" söyleyen Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"TSK olarak biz PKK'yı tam bitirdiğimiz anda terör örgütü de Terörsüz Türkiye sürecine uyacağını açıkladı. Yani biz başarılı operasyonların ardından terör örgütünü silah bırakma evresine getirerek hedefimize ulaştık. Biz şimdi Terörsüz Türkiye hedefine başarıyla ulaşarak kardeşliğimizin sürekli olmasını istiyoruz. Vatandaşlarımızın şundan emin olması gerekir; TSK, Bakanlığımız, devletimizin ilgili birimleri bu süreçte ne olup bittiğinin farkındadır. Geçmişte terörle mücadelede sarf ettiğimiz dikkati aynı hassasiyetle bugün de terörsüz Türkiye sürecinde sarf ediyoruz. Süreç terör örgütünün istediği şekilde değil, devletimizin belirlediği ve istediği şekilde devam edecek."
"KARA KUTU HALEN TUSAŞ'TA İNCELENİYOR"
Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşen C-130 askeri kargo uçağıyla ilgili sorunun üzerine, Türkiye'nin C-130'ları 1964'te kullanmaya başladığını ifade eden Güler, "O günden bu yana böyle bir kaza yaşanmamıştı. C-130'lar bugün hala dünyada en emniyetli uçaklar olarak tam 70 ülke tarafından kullanılıyor. Bu kazadan sonra bütün C-130 uçaklarımızın tamamını kontrole aldık. Bu kontrolü tamamlamayı müteakip uçaklarımızı kullanmaya devam edeceğiz. Düşen uçağımızın kara kutusu halen TUSAŞ’ta incelenmeye devam ediyor. Kaza kırım heyetimiz de çalışmalarını sürdürüyor. Daha tamamlanmadı. Uçağımızın düşüş sebebi hakkında sonuç ne çıkarsa çıksın şeffaflıkla açıklayacağız" dedi.
"FÜZEYLE VURULDUĞU İÇİN PARAMPARÇA OLDU"
Güler, 15 Aralık'ta vurularak düşürülen İHA ile ilgili soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
"15 Aralık tarihinde F-16'larımız tarafından vurularak düşürülen İHA, tespit edilmesi zor bir hava aracı. Tespit eden arkadaşlara da teşekkür etmek istiyorum. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz'de İHA ve insansız deniz araçları (İDA) yoğun olarak kullanılıyor. Bizim vurduğumuz İHA da kontrolden çıkmış bir hava aracıydı. F-16'larımız tarafından takip edilerek meskun mahallerin uzağında en uygun ve en emniyetli yerde hava-hava füzesiyle vuruldu. Füzeyle vurulduğu için paramparça oldu. Enkazını arama çalışmaları devam ediyor. Enkaz bulunduğunda yapılacak inceleme sonucunda kamuoyunu bilgilendireceğiz."
EUROFİGHTER KONUSUNDAKİ İKİNCİ EL TARTIŞMALARI
Güler, Eurofighter tedarikine ilişkin İngiltere ile yapılan anlaşma ile 20 tane yeni Eurofighter uçağının satın alındığını, üretilecek Eurofighter uçaklarının 2030'da 6 tanesinin, 2031'de 8 tanesinin, 2032'de de 6 tanesinin envantere gireceğini belirtti. Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ayrıca hem Katar hem de Umman ile Eurofighter uçağı tedariki görüşmelerimiz olumlu şekilde devam ediyor. Katar'dan alacağımız Eurofighterlar, çok az uçuşu olan hazır uçaklar. Katarlı kardeşlerimiz çok büyük anlayış gösteriyorlar. Bu uçakları Katar'daki mühimmat ve malzemeleri ile birlikte alacağız. Umman'dan alacağımız uçaklar da az uçuş yapmış uçaklar. Hangarlarda duruyorlar. Umman'dan tedarik edilecek uçakların AESA radarı, METEOR atma kabiliyeti ile güncel aviyonik sistemlerle modernize edilmesi gerekiyor. Modernizasyonun 12 uçak için 2028 yılında tamamlanmasını bekliyoruz. Katar’da bulunan Hava Unsur Komutanlığımızdaki pilotlarımız Katarlı pilotlarla sürekli birlikte çalışmaktadır. Hem Katar'da hem de Umman’da Eurofighter pilot ve bakım personelinin eğitimlerine en kısa sürede başlayacağız.
Bu uçakların alımı konusundaki ikinci el tartışmalarını da doğru bulmuyoruz. Avrupa’da bile birçok ülke ihtiyaç fazlası uçak teminine devam ediyor ve kullanıyor. Biz Eurofighter uçaklarını Meteor füzeleriyle birlikte alıyoruz. Bu uçaklarda kendi milli yazılımlarımızla kendi mühimmatımızı da kullanabileceğiz. Bu süreçte de Meteor füzesinden daha iyisini yaparak, isterlerse de onlara satacağız."
"TÜRKİYE VE ABD BU SORUNLARINI ÇÖZECEKTİR"
CAATSA yaptırımları ve S-400'lerle ilgili sorular üzerine Güler, şu değerlendirmeyi yaptı:
"ABD Başkanı Trump'ın CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasını Senato'ya getirmek için girişimde bulunduğunu ve ABD'li yetkililerin de bu konuda çalıştığını biliyoruz. F-16 tedariki konusunda bir sorun görmüyoruz. Bizim tabi ki önceliğimiz F-35'lerde olacak. İsrail ve Yunanistan'ın bu uçakların bize verilmemesi için lobi yaptıklarını biliyoruz. Biz de CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için kendi çalışmalarımızı yapmaya devam ediyoruz. Bu konularda ayrı ayrı çalışma gruplarımız var. Konu çözülme aşamasına geldiğinde sizinle elbette paylaşacağız. Türkiye ve ABD bu sorunlarını çözecektir."
Güler, ABD'nin Aralık ayı başında yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejik Belgesi ile ilgili soruyu, "Bizim 6-8 yıldır dile getirdiğimiz bir konu var. ABD için artık tehdit Orta Doğu'da değil. Nerede olduğu belli. ABD Orta Doğu'dan çekildiğinde bölgede barış ve istikrarı sağlayabilecek tek bölgesel gücün Türkiye olduğunu Amerikalı dostlarımızın anladıklarını düşünüyorum. Bu durumun ülkemizin bölgesel ve stratejik etkinliğini artıracağına inanıyorum" ifadeleriyle yanıtladı.