|
Tweet |
Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan’ın AKP’ye “milletvekillerini ekranlara çıkarın” çağrısı, iktidara yakın isimler arasında tartışmaya yol açtı. Hande Fırat, siyasetçilerin tartışma programlarına çıkmadığını veya çağırılmadığını savunarak "Onların yerine vekalet yayınlarını ne yazık ki gazeteciler yapıyor. Hal böyle olunca da gazeteci siyasi parti sözcüsüne dönüyor" dedi. Zafer Şahin, CNN Türk'teki programlara çıkmayacağını duyururken; tartışmaya eski AKP milletvekili Şamil Tayyar da dahil oldu.
Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, “AK Partili milletvekilleri ekranlara çıkmalı” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, iktidarı savunma işinin ‘gazetecilere terk edildiğini’ belirterek “İktidarı savunmak, gazetecilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir” dedi.
Hakan, AKP’yi milletvekillerini televizyondan uzak tutmakla eleştirdi. AKP adına konuşan milletvekillerinin argümanlarının sağlam olduğunu bu yüzden televizyonlardan uzak kalmamaları gerektiğini savunan Hakan, şu ifadeleri kullandı:
“İktidarı savunmak, gazetecilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.
Oysa Meclis’teki bütçe görüşmelerinde fark ettik ki…
AK Parti adına konuşan vekiller…
– Çok sağlam argümanlarla konuşuyorlar.
– Polemik konusunda hayli başarılılar.
– Her türlü tartışmanın altından kalkabiliyorlar.
– Karşı ataklarda çok iyiler.
– Her soruya yanıt verebilecek donanıma sahipler.
– Muhalefeti terletecek çıkışlar yapabiliyorlar.
-İktidarın icraatını çok iyi anlatıyorlar.
Dört şey söyleyeceğim bu konuda:
– BİR: İktidarı savunmak, gazetecilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.
– İKİ: AK Parti’nin, milletvekillerini ekranlardan uzak tutması akıl alır gibi şey değil.
– ÜÇ: Çoklu tartışma programlarında AK Parti’yi gazeteciler değil AK Parti milletvekilleri savunmalıdır.
– DÖRT: Gazetecilerin asli işlevlerine dönmesi de ancak bu şekilde mümkün olacaktır.”
HANDE FIRAT: GAZETECİ SİYASİ PARTİ SÖZCÜSÜNE DÖNÜYOR
Hakan’ın yazısının ardından Hürriyet yazarı Hande Fırat da “Şimdi iğneyi batırma zamanı” başlıklı yazı serisinin ikincisini kaleme aldı.
Fırat, siyasetçilerin tartışma programlarına çıkmadığını veya çağırılmadığını belirterek “Onların yerine vekalet yayınlarını ne yazık ki gazeteciler yapıyor. Hal böyle olunca da gazeteci siyasi parti sözcüsüne dönüyor. İster muhalefet ister iktidar kanadına yakın medya kuruluşu olsun ne yazık ki hepimiz çizgiyi aştık” dedi.
Fırat, Cumhurbaşkanlığı uçağına binen gazetecilerin deneyim ve birikim seviyesine de değinerek “Belli ki gazetecilik geçmişleri, muhabirlik yapıp yapmadıkları, meslek hayatları boyunca uluslararası zirve izleyip izlemedikleri, dış politika bilgileri gözden kaçırıldı” eleştirisinde bulundu.
Fırat’ın yazısından ilgili bölüm şu şekilde:
“Cumhurbaşkanı ya da başbakanı izleyen gazeteciler en deneyimli siyaset muhabirleridir. Bu görev, prestijden çok yük demektir. Çünkü yapılan her hata kurumu da yakar.
Türkiye’de AK Parti’nin özellikle ilk yıllarında lideri yurtiçinde ve yurtdışında ilgili muhabirler takip ediyordu. Sonrasında ise dönüşümlü olarak Ankara temsilcileri, genel yayın yönetmenleri ve ilgili köşe yazarları alındı. Ancak son dönemde uçağa binen gazeteciler çeşitlendirildi. Bu yapılırken de belli ki gazetecilik geçmişleri, muhabirlik yapıp yapmadıkları, meslek hayatları boyunca uluslararası zirve izleyip izlemedikleri, dış politika bilgileri gözden kaçırıldı.
İster muhalefet ister iktidar kanadına yakın medya kuruluşu olsun ne yazık ki hepimiz çizgiyi aştık.
ABD’de, Avrupa’da bir gazeteci ekrana çıkıp bir partinin sözcüsü gibi konuşamaz. Yorum yapar ama mesafesini korur. Türkiye’de ise bu sınır neredeyse tamamen silinmiş durumda. Gazeteciler siyasi aktör gibi konuşuyor. Bu, hem gazeteciliğe hem siyasete zarar veriyor.
Televizyon kanallarında partisinin görüşünü anlatması gereken siyasetçiler tartışma programlarına genel olarak ya çıkmıyor ya da çağrılmıyor. Onların yerine vekalet yayınlarını ne yazık ki gazeteciler yapıyor. Hal böyle olunca da gazeteci siyasi parti sözcüsüne dönüyor.
Buradan çağrım tartışma programlarına artık işin gerçek sahipleri yani siyasiler çıksın. Gazeteciler de o partinin, bu partinin gazetecisi diye etiketlenmesin. Onların işi doğruya doğru, yanlışa yanlış diyerek haber yapmaktır.”
ZAFER ŞAHİN CNN TÜRK’TEKİ PROGRAMLARA ÇIKMAYACAĞINI DUYURDU
Ahmet Hakan ve Hande Fırat’ın yazıları, iktidara yakınlığıyla bilinen isimler arasında tartışma çıkardı.
Yazar Zafer Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla CNN Türk’teki programlara artık çıkmayacağını duyurdu. “Fetönün trollerine, belediye medyasına bizi hedef gösterten, dalga geçmelerine zemin hazırlayan bir yaklaşıma tepkisiz kalamam” diyen Şahin, bundan sonra kendi YouTube kanalı ve sosyal medyaya ağırlık vereceğini belirtti.
Şahin’in X hesabından yaptığı açıklama şöyle:
“Ah şu ekrana çıkan -yandaş- gazeteciler ah…
– Bu ülkenin yakın tarihinde bütün kritik dönüm noktalarında, devletin, milletin yanında durdukları için suçları büyük…
– Bugün çıkan yazı ve yorumlardan sonra akşamki programa kendi isteğimle çıkmadım.
– Fetönün trollerine, belediye medyasına bizi hedef gösterten, dalga geçmelerine zemin hazırlayan bir yaklaşıma tepkisiz kalamam. Hayat bir duruştur.
– Ekrana çıkma meraklısı değilim. Bundan sonra kendi YouTube kanalım ve sosyal medyaya ağırlık vererek ülkem ve devletimin lehine olduğuna inandığım doğrultuda gazetecilik yapmaya devam edeceğim.
Herkese başarılar dilerim. Allah herkesin yolunu açık etsin”
TARTIŞMAYA ŞAMİL TAYYAR DA DAHİL OLDU
Tartışmaya eski AKP milletvekili Şamil Tayyar da dahil oldu.
“AK Parti’yi kim savunsun?
Gazeteciler mi siyasiler mi?
Ahmet Hakan’ın başlattığı tartışmayı Hande Fırat sürdürmüş, Zafer Şahin tepki göstermiş.
Aslında bu tartışma yeni değil, daha önce de periyodik olarak gündeme gelmişti.
Medya ve Tanıtım Başkanlığı her el değiştirdiğinde konuşulur, sonra unutulur.
Yine unutulur, ayrıca çok geç.
Siyasi kutuplaşmanın çok sertleştiği, toplumsal fay hatlarının kırılganlaştığı, kurulların/bireylerin saflaştığı, medyanın ayrıştığı, izlerin karıştığı ortamda anlamı da yok zaten.
Sorun, AK Parti/Medya ilişkisinden daha büyük.
Türkiye’nin ihtiyacı, medyanın restorasyonu değil kentsel dönüşümdür.
Kurumlar, kurullar, kurallar yerli yerine ve ahenkle oturtulmadan sistemin bir köşesine fırçayla dokunmanın hiçbir yararı olmaz.
Bunun için topyekün seferberlik lazım.”